
dw.com · Mar 1, 2026 · Collected from GDELT
Published: 20260301T004500Z
İran İslam Cumhuriyeti'nin 35 yılı aşkın bir süredir en tepe noktasında yer alan, devlet politikalarında son sözü söyleyen İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'in İsrail ve ABD'nin saldırılarında öldürüldüğü ABD Başkanı Donald Trump tarafından duyuruldu. Peki, yaklaşık 40 yıldır İran'ı yöneten Hamaney kimdir? İran'ın kuzeydoğusunda Şiiler için kutsal sayılan Meşhed'de 1939 yılında dünyaya gelen Hamaney, sekiz çocuklu bir ailede büyüdü, henüz 4 yaşında Kur'an öğrenmeye, dini eğitim almaya başladı. Gençliğinde, 1979 İran İslam Devrimi'nden sonra dini liderliği üstlenecek olan Ruhullah Humeyni'nin öğrencileri arasında yer alan, öğretilerinden etkilenen Hamaney, 1960'lardan itibaren Pehlevi Hanedanı'nın yıkılması hedefiyle yürütülen İslami devrim mücadelesinde yer aldı. Defalarca tutuklandı, işkence gördü ve sürgüne gönderildi. İran halkından çok rejiminin bekasına odaklandı Şah Rıza Pehlevi 1979'da İran'ı terk etmek zorunda kalırken Humeyni sürgün hayatından ülkesine dönerek İslam Devrimi'ni başlatmıştı. İran İslam Cumhuriyeti'nin ilanıyla birlikte Hamaney de devrimin ana figürlerinden biri haline geldi, önce Cuma hutbelerini vermekle görevlendirildi, daha sonra farklı görevler üstlenerek devlet kademelerinde basamakları hızla yükseldi. Haziran 1981'de Hamaney kendisini hedef alan bombalı suikast girişiminden sağ kurtuldu. Ancak patlama kolunda kalıcı hasara yol açtı, sağ kolunu bir daha kullanamadı, sol eliyle yazmayı öğrendi. Hamaney aynı yılın Ekim ayında cumhurbaşkanı seçildi, 1989 yılına kadar bu görevi yürüttü. İran-Irak savaşı boyunca, İran Devrim Muhafızları ile çok yakın ilişkiler kurdu. İslam Devrimi'nin siyasi ve dini lideri Ruhullah Humeyni'nin 1989 yılında ölmesi üzerine de bu görevi Hamaney devraldı. Tahran'da 1979 yılında İran İslam Devrimi'nin mimarı Ayetullah Ruhullah Humeyni'nin dev bir posterini taşıyan taraftarları Fotoğraf: United Press International/picture alliance O günden ölümüne kadar süre boyunca kendini İran halkından çok "rejimin bekasına" adadı. Rejimi içeride baskıyla ayakta tutabildi On yıllar boyunca İran'ın dünyaya açılmasını, modernleşmesini engelleyen Hamaney, muhalefeti, reformistleri şiddet yoluyla bastırdı. Rejimi bu yolla ayakta tutmaya çalıştı. Hamaney bir keresinde, Şah dönemine atıfta bulunarak "bir diktatör altında yaşamanın nasıl bir his olduğunu bildiğini" söylemişti. Oysa kendisi de bizzat İran'da muhalefete uygulanan ağır baskı ve insan hakları ihlallerinin sorumlusu oldu. Şiire, edebiyata büyük ilgi duyan Hamaney'in kararlarının sorgulanmasına tahammülü yoktu. Hatta 2018'de kamera önünde yapılan bir görüşme esnasında, kendisine soru sorulmasına izin verilip verilmediğini soran öğrenci, görüşmeden sonra tutuklandı ve dini lidere hakaret suçundan iki yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hamaney dini liderliği boyunca 1979 yılında "devrimi korumak" amacıyla kurulan ve kendisinin başkomutan olduğu İslam Devrim Muhafızları'nı güçlendirdi. Paramiliter bir yapı olan ve devlet içinde devlet olma niteliği taşıyan İran Devrim Muhafızları, Hamaney'e cumhurbaşkanı ve parlamentoyu baypas ederek kendi iradesini dayatmasına olanak sağladı. İran halkıyla arasına duvarlar ördü Hamaney'in bunca yıl yürüttüğü ideolojik savaşının en ağır bedelini ise en başta İran halkı ödemek zorunda kaldı. İran'a nükleer programı nedeniyle uygulanan ağır uluslararası yaptırımlar, İran halkını yoksullaştırdı. Hamaney sade ve mütevazı bir yaşam sürdürdü. Ama rejimini ayakta tutmak adına yolsuzluğa göz yumdu. Ekonomik sefaletin yol açtığı protestoları, isyanları, acımasızca bastırdı. Kadınlara yönelik baskı Hamaney döneminde yeni boyutlara ulaştı, genç yetenekler ve akademisyenlerin ülkelerini geride bırakıp ülke dışına göç etmesi onun döneminde en yüksek seviyeye ulaştı. Yaşı ilerledikçe daha da acımasızlaşan Hamaney, halkla arasında büyük duvarlar ördü, son yıllarda Tahran merkezindeki yüksek güvenlikli konut ve ofis kompleksinin dışında çekilmiş tek bir fotoğraf karesinin olmaması dikkat çekti. En büyük hasmı hep ABD ve İsrail oldu Ayetullah Hamaney, Batı'ya karşı hep derin bir güvensizlik duydu, İslam Cumhuriyeti'ni "emperyalist Batı'ya karşı tek gerçek direniş gücü" olarak gördü, konuşmalarında hep "düşmana" vurgu yaptı ve hep ABD'ye ve İsrail'e işaret etti. İran'ın tartışmalı nükleer ve balistik füze programı onun liderliğinde ivme kazandı. Bir fetva ile nükleer silah üretimini ve kullanımını yasaklamış olması, uluslararası arenada kimseyi ikna etmedi. İran'ın nükleer programının kısıtlanmasına ilişkin müzakerelere de ancak İran'ın bu programı istediği zaman yeniden başlatabilecek kadar deneyim ve bilgi kazanmasından sonra izin verdi. Son dönemde İsrail ve ABD'nin artan baskılarına, hava saldırılarına rağmen Hamaney, ülkesinin barışçıl olduğunu savunduğu nükleer programından vazgeçmeyeceğini, uranyum zenginleştirmeyi tamamen durdurma dayatmasını kabul etmeyeceğini, uluslararası baskılara boyun eğmeyeceğini söyledi. Ortadoğu'yu nüfuz alanını genişletmek için istikrarsızlaştırdı Şii dünyasının hamisi ve lideri iddiasıyla İran'ın bölgedeki nüfuzunu genişletmek için politikalar izleyen Hamaney, "direniş ekseniyle" de İsrail'e, Batı'ya ve bölge ülkelerine meydan okudu, Lübnan, Irak, Suriye, Yemen ve Filistin bölgelerinde vekâlet savaşları yürüttü. İran devriminden sonra "İsrail devletinin yok edilmesi" İran devlet doktrinin bir parçası haline gelmişti. Hamaney de bu çizgiyi izledi. Hamaney, İsrail konusunda selefi Humeyni'nin çizgisini izledi Fotoğraf: Murtadha Al-Sudani/Anadolu/IMAGO Ali Hamaney, söylemlerinde İsrail'i "gayrimeşru bir rejim" olarak nitelendirdi ve "İsrail devletinin varlığının son bulması" için söylem ve politikalar benimsedi. En büyük isteği İsrail devletinin dünya haritasında silinmesiydi, bu hedefine ulaşamadı. Hatta Hamas'ın 7 Ekim 2023'te İsrail hedef aldığı saldırı, Hamaney'i giderek yalnızlaştıran, bölgede nüfuzunu artırmak için kurduğu ittifakların parçalanmasına yol açan sürecin başlangıcı oldu. Çünkü İsrail ordusu bu saldırıya yalnızca Gazze'deki Hamas'ı hedef alarak karşılık vermekle kalmadı. İsrail, Irak, Libya, Lübnan, Suriye ve Yemen'de "direniş eksenini" oluşturan tüm aktörlere ağır darbeler indiren saldırılar düzenledi ve sonunda da İran'ı hava saldırılarıyla doğrudan hedef almaya başladı.Hamaney neden Türkiye'ye hep kuşkuyla baktı? Hem Ortadoğu'da hem Kafkasya'da önemli jeopolitik aktörler konumundaki sınır komşuları Türkiye ile İran da tarih boyunca rekabet içinde oldu. Bununla birlikte yaşanan gerginliklere rağmen iki ülke ilişkileri hassas bir dengede yürütmeye, farklılıklarını diplomasi yoluyla yönetmeye çalışarak ortak menfaat alanlarında işbirliğini sürdürdüler. İslam Devrimi'nden sonra iki ülke arasındaki rekabet kendini pek çok alanda gösterdi. Dini kurumların, dini liderlerin belirleyeci olduğu bir teokrasi olan İran, din işleri ve devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı, yakın bir döneme kadar laik ve demokratik yapısıyla bölgesinde örnek gösterilen Türkiye'yi ideolojik bir rakip olarak gördü. Türkiye de Hamaney liderliğindeki İran'a, dönem dönem "devrimi ihraç etme girişimlerini" gerekçe göstererek suçlamalar yöneltti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'de iktidara gelmesiyle birlikte İran ile ekonomide başta olmak üzere pek çok alanda işbirliği geliştirilmekle birlikte, ABD'nin Irak'ı işgali, Arap Baharı, Suriye'deki iç savaş, Esad rejiminin devrilmesi gibi bölgede dengeleri değiştiren kritik dönüm noktalarında, iki ülke arasında ideolojik ve nüfuz alanını yayma rekabeti kızıştı. Örneğin Erdoğan 2015 yılında Yemen'de Husileri desteğinden ötürü Hamaney liderliğindeki İran'ı açıkça eleştirmiş, "Yemen'de Husilerin yaptıkları sadece mezhepsel bir çatışmadır. Bu adeta Şia- Sünni çatışmaya dönüştü. İran bölgeyi kendine domine etmenin gayreti içerisinde. Buna müsaade edilebilir mi?" demişti. Türkiye ve İran'ın en çekişmeli alanları: Suriye ve Irak Özellikle Irak ve Suriye, iki ülkenin en çekişmeli rekabet alanları arasında yer aldı. Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyine askeri harekatları, "güvenli bölge" oluşturma hamleleri İran'ın hep tepkisine yol açtı. Hatta Ali Hamaney 2022 yılında Tahran'da kabul ettiği Erdoğan'a Türkiye'nin olası bir Suriye operasyonunun bölgeyi istikrarsızlaştıracağı uyarısında bulunmuş, basında bu görüşmenin gergin geçtiği yönünde haberler yer almıştı. İran'ın direniş ekseninde yer alan, ayakta tutmak için yıllarca yoğun destek vererek büyük yatırım yaptığı Esad rejiminin Türkiye'nin desteğiyle devrilmesi, son dönemde Tahran'da soğuk duş etkisi yaratan gelişmelerin başında yer aldı. Hamaney, "Suriye'nin komşu ülkesinin hükümeti bu konuda açık bir rol oynamıştır" diyerek eleştiri oklarını Türkiye'ye çevirmiş "bunun çok aşikar olduğunu" ama "asıl komuta merkezinin Amerika ve İsrail olduğunu" iddia etmişti. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2017 tarihli Tahran ziyareti esnasında Hamaney ile görüşürken Fotoğraf: Office of the Iranian Supreme Leader/AP Photo/picture alliance Bunun üzerine bölgede İran öncülüğündeki "Şii Hilali" yerine artık Ortadoğu'da "Türkiye dolunayı döneminin başladığı", Türkiye öncülüğünde Sünni Müslümanların daha güçlü bir konum elde edebilmesinin yolunun açıldığı iddia edilmişti. Ankara-Tahran hattında yine bu yılın Mart ayında, iki ülkenin Suriye başta olmak üzere bölge ülkelerindeki nüfuz mücadelelerinde artan rekabeti gözler önüne seren diplomatik bir gerilim yaşandı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, El Cezire'ye verdiği röportajda İran'ın milisleri üzerinden izlediği dış politikanın Ortadoğu'yu istikrarsızlaştırabileceği uyarısında bulunmuş, "İran, Suriye'yi böyle kolayca kaybetmeyi kabul eder mi? Bazıları SDG'yi (Suriye Demokratik Güçleri) destekleme ihtimalinden bahsediyor" sorusuna da "Eğer siz başka bir ülkedeki bir grubu destekleyerek orada rahatsızlık oluşturmak isterseniz, başka bir ülke de sizdeki başka bir grubu destekleyerek size rahatsızlık oluşturmak ister" yanıtını vermişti. Fidan ayrıca "Camınıza taş atılmasını istemiyorsanız başkasının camına taş atmayacaksınız" diyerek İran'ı uyarmıştı. Bunun üzerin