
yeniakit.com.tr · Mar 1, 2026 · Collected from GDELT
Published: 20260301T094500Z
Ortadoğu’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hamleleri, yalnızca askeri bir gerilim değil; 2050’ye uzanan küresel enerji mücadelesinin erken adımları olarak değerlendiriliyor. Hürmüz Boğazı’ndan enerji hatlarına uzanan satrançta, Türkiye’nin stratejik konumu ise kritik önem taşıyor. OKAN ÇETİNDAĞ İSTANBUL Ortadoğu’da gerilim yeni bir boyuta taşındı. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in ortak operasyonları, İran’a karşı yöneltilen ciddi bir askeri hamle olarak kayıtlara geçti. Ortadoğu’da yükselen tansiyon, yalnızca bölgesel bir askeri gerilim olarak değil, 2050’ye uzanan küresel enerji düzeninin erken hamleleri olarak değerlendiriliyor. Özellikle İsrail’in İran’a yönelik son adımları ve Amerika Birleşik Devletleri’nin açık desteği, enerji merkezli yeni bir jeostratejik dönemin işareti olarak yorumlanıyor. Uzmanlara göre son yıllarda Afganistan’dan Libya’ya uzanan müdahaleler güvenlik söylemiyle sunulsa da sahada değişen asıl dengeler enerji hatları ve geçiş koridorları oldu. Yeni dönemde ise hamlelerin daha uzun vadeli ve sistematik bir plan çerçevesinde yürütüldüğü ifade ediliyor. ENERJİ ARTIK JEOPOLİTİK BİR SİLAH Enerji kaynakları artık yalnızca ekonomik bir değer değil; diplomatik baskı unsuru ve küresel pazarlık gücü olarak öne çıkıyor. Bu çerçevede, Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek olası bir kriz, dünya enerji piyasalarında zincirleme etki oluşturabilecek potansiyele sahip. Petrol ve doğalgaz sevkiyatının önemli bölümünün geçtiği bu dar su yolu, küresel arz güvenliğinin en hassas noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Enerji denkleminde yalnızca bölge ülkeleri değil, küresel güçler de belirleyici rol oynuyor. Çin’in artan enerji ihtiyacı, Rusya’nın ihracat ve siyasi nüfuz stratejisi ile Avrupa’nın arz güvenliği kaygıları, Ortadoğu merkezli gelişmeleri doğrudan etkiliyor. Uzmanlar, 2050 perspektifinde enerji hatlarının kontrolünün, askeri gücün ötesinde ekonomik ve diplomatik üstünlük sağlayacağını vurguluyor. TÜRKİYE’NİN STRATEJİK KONUMU Bu yeni tabloda Türkiye’nin rolü kritik önem taşıyor. Coğrafi konumu itibarıyla enerji geçiş koridorlarının merkezinde yer alan Türkiye’nin, edilgen bir izleyici olmaktan ziyade denge kuran ve hatlarda söz sahibi bir aktör olması gerektiği değerlendiriliyor. Enerji uzmanlarına göre, 2050’ye giden süreçte kazanan taraf, yalnızca kaynak sahibi olan değil; oyunu kuran ve geçiş yollarını yöneten ülkeler olacak. Ortadoğu’daki her yeni hamle, bu büyük satrancın bir parçası olarak görülüyor.